Yeni yıla girdik hatta ocak ayını ortalamışız... Ben hala geçen yılın ve geçen ömrümün muhasebesini tutuyorum. Hayat mücadelesi verdiğimiz günler hızlıca akıp geçiyor.Bazen ben bu anı daha önce yaşamıştım dediğimiz zamanlar oluyor bence bunun sebebi hayatın kendisini tekrarlıyor olmamız.. Yani tarih gibi tekerrür ediyoruz. Eğer her gün aynı şeyleri yaşıyorsak bu gün yada 10 yıl sonra ne biliym 30 sene sonra yaşamaya heves etmek ölmekten çokta farklı olmaz.(çok mu karamsar oldum ne:) )
Bu yaşıma kadar nasıl yaşadım ? Hep aynı şeyleri mi yaşadım? Hayatımın ne kadarını bilerek görerek idrar ederek bilinçli bir şekilde yaşayabildim? Fazla geçmişe takılmadan yani depresif bir hale girmeme çabasıyla bunları düşünüyorum bu günlerde...Zaten bize dayatılan bir öğrenim sisteminden geçtik yıllarca. Zorunlu eğitim adı altında! İnsan zorunlu olarak, inanç ve düşünce özgürlüğü olmadan ne kadar kaliteli eğitilebilir onu ayrıca yazabilirim. Daldan dalda atlamış olmayayım şimdi :)
Gün gelecek belki(hatta o günleri bazen de yaşıyorum) bana verilen hayatı doğru düzgün yaşadım mı sorusu içimizi acıtmaya başlayacak. Bazen aynaya baktığımızda yahu bu ben miyim diyorsunuz şaşırıyorsunuz. Her gün gördüğünüz yüzü zaman geliyor tanıyamıyorsunuz... Zaman gelecek saçımızda beyazların egemenliği olacak, ağrılarımız sızılarımız hiç durmayacak ve ölümle burun buruna geldiğimiz günler yaklaşacak...( aslında bu her gün için geçerli ) Ve en kötüsü de hayatımı boşa geçirmişim demek olsa gerek.
Ne demek bu boşa geçirme kendimce... gibi yaşamak...çevremizde içinde bulunduğumuz en çokta televizyonda mü'mince yaşamaya tamamen ters vur patlasın çal oynasınlı hayatlar...40 yaşıma geldiğimde bile moda alışveriş, gazete, televizyon, siyasette o doğru şu haksız başörtüsü, elbise, araba bu ve buna benzer malayani, benim ebediyet alemime faydası hiç dokunmayan şeyler konuşmuşsam ve uğraşmışsam hatta zaman zaman tartışmış olup birde üzerine kalp kırmışsam galiba bu hayat bomboş geçmiş olacak.
Kendimizi kendi ihtiraslarımızın içine kıstırmışız ve bu ihtiraslar da hayatı tüketiyoruz. İyi bir iş, son model konforlu araba, kaliteli marka iyi elbiseler giymek....Ya da hep bi yerlere yetişme, geç kalma korkusu, onu takip et ödemesini yap, namaza geç kalma şu işi bitir onu yapmadan kalkma kısacası hep bir panik hali... Yani her zaman dünyevi şeyler mi var hayatımda...Kaliteli bir insan olmanın yanında kaliteli kul olma çabam ne kadar?
Yaşamaya çalışırken tartışmaya çalıştığımız konular kendi hayatımızla ilgili değil bu yüzden tartışmaya da luzüm yok çünkü değişmiyor.
Her günümüz Kudret-i İlahi'den bize hediyedir. Öyleyse bu hediyeyi değerlendirmeyip çöpe atmak, zamanımızı fuzuli şeylere ayırmak kulluk kimliğimize yakışmıyor. Çünkü yaşanıp bitilen, yaşanan bölümlerin de ebedileştirmeye yönelik olmayan tarafı ziyan olacak.
Yaşamak derken hayatın yaşanan bölümlerini ebedileştirmeye yönelik yaşamak kastedilmeli. Tabi bunu %100 yapamayız ama şu an içimde bir şeylerin belirsizliğini yaşıyorsam % leri arttırmam gerekiyor demektir.
Elbette iyi bir ev, iyi bir hayat yada araba, iş isteyebiliriz veya sahip olabiliriz. Bunları herkes hak eder ama bunlarla birlikte daha ebedi abideler inşa edecek yaşam stili geliştirmek lazım. Nasıl olur derseniz işte bundan ötesine kafa yoruyorum :)